ZİYA BEKAR

Call Directions Website

ZİYA BEKAR Işığı önüne al yürü! gölgen arkandan ister gelsin ister gelmesin.

22/08/2026

Ahlat Kayıp Şehir harabeleri

07/08/2026

Meydan Kimindir?
Köpekler havlar,
kurtlar ulur,
atlar tepinir...
Fakat vakit geldiğinde,
toz duman çekilir,
geriye tek bir soru kalır:
Meydan kimindir?
Ses çoktur gecenin koynunda,
her gölge kendini dev sanır.
Kimi havlayarak korku yayar,
kimi uluyarak dağları yanıltır.
Kimi nal sesine güvenip
yeri göğü titrettiğini zanneder.
Oysa...
Meydan;
gürültünün değil, duruşun mekânıdır.
Bağıranın değil, hakikatin sesidir.
Korku yayanın değil, umut inşa edenindir.
Rüzgâr gibi gelip geçenin değil,
fırtınadan sonra dimdik ayakta kalanın yeridir.
Bırakın köpekler havlasın,
bırakın kurtlar ulusun,
bırakın atlar tepinip toprağı sarsın...
Dağ da bilir, ova da bilir;
güneş doğduğunda maskeler düşer.
Toz diner, iz kalır.
Söz susar, vicdan konuşur.
İşte o vakit
ne havlayan hatırlanır,
ne uluyan,
ne de ortalığı titreten nal sesleri...
Hatırlanan yalnızca şudur:
Meydan, korkuya değil cesarete;
gürültüye değil hakikate;
güce değil adalete aittir.
Ve nihayetinde meydan,
daima dimdik ayakta durana aittir.

Ziya Bekar

07/08/2026
12/06/2026

İnsan Hayatındaki Cukurlar

İnsan hayatı biraz da çukurların hikâyesidir…
Kimi yağmur biriktirir, kimi umut…
Kimi tohum saklar içinde, kimi de sessizliği…
Bir köy vardı; zeytin kokulu, rüzgârı yorgun, toprağı bereketli bir Ege köyü… O köyde doğan çocuklara önce toprağı öğretirlerdi. Çünkü derlerdi ki: “İnsan toprağı anlarsa hayatı da anlar.”
Köyün en yaşlı adamı olan İsmail Dede’nin elleri hep toprak kokardı. Bir gün küçük torunu Ali’yi yanına aldı. Eline küreği verdi. “Haydi,” dedi, “bir çukur kazacağız.”
Ali şaşırdı. “Ne için dede?”
İsmail Dede gülümsedi: “Bazı çukurlar eksiltmek için değil, çoğaltmak içindir evlat.”
Beraberce küçük bir çukur kazdılar. İçine ince bir zeytin fidanı yerleştirdiler. Sonra üstünü yavaşça kapattılar. Dede avuçlarındaki toprağı silkelerken konuştu: “Bak Ali… İnsan ilk çukuru hayat vermek için kazar. Bir fidan için, bir umut için, bazen bir ev için… Toprak açılır ki hayat büyüsün.”
Yıllar geçti…
Ali büyüdü.
Kendi elleriyle nice çukurlar kazdı.
Kimi zaman bir ağaç için…
Kimi zaman susuz kalmış bir toprağı suya kavuşturmak için…
Kimi zaman da sadece geçmişten bir izi toprağa emanet etmek için.
Her çukurda, dedesinin o bilge sözleri yankılanırdı zihninde: “Bazı çukurlar eksiltmek için değil, çoğaltmak içindir…”
Ve Ali, dedesinin öğrettiği gibi, hayatının her çukurunda yeni bir umut yeşertti. Çünkü biliyordu ki, hayatın anlamı, kazdığı her çukurda saklıydı; bazen bir fidan, bazen bir tohum, bazen de sadece sessiz bir bekleyiş olarak.

28/05/2026

Bayram ve Bayram Sabahları

Bayram sabahları bir zamanlar sadece takvim yapraklarında değil, insanların yüreğinde doğardı. Daha gün ağarmadan cami avlularında ayakkabı sıraları uzar, çocukların heyecanı yaşlıların duasına karışırdı. Mahalleler aynı safta buluşur, kimse kimsenin kimliğini, görüşünü, oy verdiği partiyi sormazdı. Çünkü bayram, insanın insanla yeniden kardeş olduğu gündü.
Bugün ise bayram sabahları biraz eksik uyanıyor.
Eskiden camiler dolar taşardı. Cemaat sokaklara kadar yayılır, omuz omuza saf tutulurdu. Şimdi ise birçok insanın içinde kırgınlık var. Çünkü son yıllarda din; vicdanın, merhametin ve tevazunun dili olmaktan çıkıp siyasetin gölgesine çekildi. Minberlerden yükselmesi gereken hakikat, bazen ekranların ve kürsülerin sert diline teslim edildi.
İnsanlar dine değil aslında; din üzerinden kurulan baskıya, gösterişe ve çıkar düzenine mesafe koymaya başladı.
Bu kırılmanın altında sadece siyaset yok elbette. Yıllarca “cemaat”, “tarikat”, “maneviyat” adı altında biriken ve patlamaya hazır hale gelen fay hatları da bu eksik uyanışın sebebi oldu. Samimiyetin, hoşgörünün ve sevginin yerini riya, çıkar ve ayrıştırma aldığında, bayramların ruhu da incindi. İnsanlar, dinin özündeki birleştirici gücü değil, onu kullananların ayrıştırıcı söylemlerini görmeye başladı. Bayramlar artık sadece bir tatil, bir boşluk, yerine getirilen bir formalite gibi algılanıyor. Oysa bayram, gönülleri birleştiren, küskünlükleri gideren, umutları yeşerten bir köprüydü. Şimdi ise o köprüde derin çatlaklar var. Ve bu çatlakları onarmak için önce kırılan kalpleri anlamak, sonra da dinin gerçek değerlerine dönmek gerekiyor.
Ziya Bekar

25/05/2026

BUTLAN, PİYASALAR VE SİYASET
Hukuk bazen bir mahkeme salonunda yazılır, bazen de sokakta, pazarda, döviz bürosunda, çiftçinin tarlasında okunur. Çünkü hukuk sadece kitaplarda duran maddeler değildir; güvenin, devletin ve toplumun görünmeyen omurgasıdır. İşte bu yüzden “butlan” dediğimiz kavram yalnızca hukuki bir terim değil, aynı zamanda siyasetin ve piyasaların nabzını etkileyen bir kırılma noktasıdır.
Butlan…
Yani baştan itibaren geçersizlik.
Yani “bu işlem hiç doğmamış sayılır” demek.
Bir ülkede insanlar bir sözleşmenin, bir kararın, bir ihalenin ya da bir siyasi sürecin meşruiyetini tartışmaya başlıyorsa, mesele yalnızca hukukçuların konusu olmaktan çıkar. Çünkü piyasa dediğimiz şey aslında rakamlardan önce güvenle çalışır.
Bir tüccar sabah dükkânını güvenle açmak ister.
Bir çiftçi toprağa attığı tohumun yarın değer bulacağına inanmak ister.
Bir işçi ay sonunda aldığı maaşın eriyip gitmeyeceğini görmek ister.
Yatırımcı ise kuralın kişiye göre değil, hukuka göre işlemesini arar.

Ziya Bekar

10/05/2026

Bu Anneler Günü Sensiz Anne

Bu sabah erkenden uyandım anne,
Sanki sen seslendin mutfaktan yine,
“Çay koydum oğlum, soğumadan gel” der gibi…
Ama ev sessiz,
Duvarlar dilsiz,
Ve ben sensizliğin ortasında kalakaldım.
Bugün Anneler Günü diyorlar anne,
Herkes çiçek alıyor, sarılıyor annesine,
Benim ellerim boş…
Benim kollarım eksik…
Benim içim yarım bugün.
Daha bir ay oldu sen gideli,
Daha dün gibiydi o son bakışın,
Gözlerin bir şey anlatıyordu sanki,
Bir vedayı saklıyordu içinde…
Ben anlayamadım anne,
İnsan annesinin gideceğine inanır mı hiç?
Ellerin hâlâ aklımda,
Nasır tutmuş ama şefkat dolu,
Başımı okşarken dünya susardı,
Bir tek senin sesin kalırdı içimde…
Şimdi rüzgâr esiyor,
Ama o sıcaklık yok.
Sen varken yoksulluk bile zenginlikti anne,
Bir tas çorbanın içinde sevgi vardı,
Bir dilim ekmekte huzur…
Şimdi sofralar dolu belki,
Ama tadı yok,
Çünkü sen yoksun.
Ben sana doyamadım anne,
Ne bir gün, ne bir yıl, ne bir ömür…
İnsan annesine doyar mı zaten?
Hep eksik kalır,
Hep çocuk kalır yanında.
Bugün mezarına geleceğim,
Elimde bir demet çiçek,
Ama asıl içimde bir demet özlem…
Toprağa değil,
Yüreğime gömdüm seni aslında,
Çünkü oradasın,
Her nefesimde, her anımda.
Sana söyleyemediklerim var anne,
Keşke biraz daha otursaydım yanında,
Keşke daha çok dinleseydim seni,
Keşke o son gün
Biraz daha sıkı sarılsaydım…
Şimdi kelimeler boğazımda düğüm,
Gözlerim hep dolu,
Ve ben her gece
Senin adını fısıldıyorum karanlığa.
Anneler Günü bugün anne…
Herkes kutluyor,
Ben anıyorum.
Herkes sarılıyor,
Ben özlüyorum.
Ama biliyorum,
Sen bir yerde hâlâ beni duyuyorsun,
Bir yerden hâlâ bakıyorsun bana,
Belki de diyorsun ki:
“Üzülme oğlum, ben buradayım…”
İşte ben de sana diyorum ki anne:
Nerede olursan ol,
Ben buradayım…
Senin evladın,
Senin hasretinle yaşayan…
Ve bil ki,
Bu dünyada en çok seni sevdim ben,
Ve en çok seni özlüyorum şimdi.
Anneler Günün kutlu olsun anne…
Ama bu kez çiçekler sana değil,
Toprağına bırakılıyor…
Ve ben…
Yine çocuk gibi
Seni arıyorum. Ayrıca tüm nelerin anneler günü kutu olsun.

SON İNSANIN ŞARKISIBir zamanlarinsan dediğin ateştiyakar, yıkar, yeniden doğardı.Şimdi…kül bile değil.Kendine küçük mutl...
21/03/2026

SON İNSANIN ŞARKISI
Bir zamanlar
insan dediğin ateşti
yakar, yıkar, yeniden doğardı.
Şimdi…
kül bile değil.
Kendine küçük mutluluklar icat etti:
ılık bir koltuk,
sessiz bir korku,
azıcık maaş,
bolca suskunluk.
“Ben mutluyum” dedi,
gözleri boşluğa bakarken.
Kalbi atıyor sandı,
oysa sadece yaşıyordu.
Ne bir dağa tırmandı
ne bir sözü uğruna yandı
ne de bir haksızlığa yumruk oldu.
Çünkü o
acıyı tehlike,
hayali israf,
direnişi delilik sandı.
Ve böyle böyle
küçüldü insan…
Bir ekran ışığına sığdı,
bir market fişine,
bir korku cümlesine:
“Bana dokunmayan…”
İşte son insan buydu—
ne kötülük yaptı
ne iyilik…
sadece yok oldu,
fark edilmeden.
Ve dünya döndü,
ama kimse
yükselmedi artık.
Ziya Bekar

18 MART ATATÜRK VE SEYİT ONBAŞI.        18 Mart deyince, bu topraklarda iki isim yan yana durur:Çanakkale Deniz Zaferi,M...
18/03/2026

18 MART ATATÜRK VE SEYİT ONBAŞI. 18 Mart deyince, bu topraklarda iki isim yan yana durur:
Çanakkale Deniz Zaferi,
Mustafa Kemal Atatürk
ve
Seyit Onbaşı.
Biri bir milletin kaderini çizen komutan,
diğeri o kaderi sırtlayan bir neferdir.
18 Mart 1915’te Çanakkale’de sadece bir savaş kazanılmadı;
bir millet “ben buradayım” dedi.
Top sesleri arasında, gemiler boğaza girerken,
siperlerdeki asker kadar, tabyanın başındaki Seyit Onbaşı da tarih yazıyordu.
Rivayete göre, vinçlerin çalışmadığı o anda
275 kiloluk mermiyi sırtladı.
O mermi sadece bir savaş gemisini değil,
bir milletin umutsuzluğunu da vurdu.
Aynı günlerde, Anafartalar’da ve cephe hattında
Mustafa Kemal’in şu sözü yankılanıyordu:
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”
İşte o söz ile o yük aynı şeydi aslında:
Biri aklın, biri gücün,
biri liderliğin, biri fedakârlığın simgesiydi.

Address

Güzelhisar
09010

Telephone

05053510412

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when ZİYA BEKAR posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category