SEMİH ÖZKAN Gayrimenkul

SEMİH ÖZKAN Gayrimenkul SEMİH ÖZKAN EMLAK

25/10/2024

İYİ Kİ VARSIN MATEMATİK, İYİ Kİ VARSIN AKIL !

ÇOK ENTERESAN..
MATEMATİK YALAN SÖYLEMEZ
İTÜ' DEN PROF.DOĞAN EROL GÖNDERDİ.

A = 1
B = 2
C = 3
Ç = 4
D = 5
E = 6
F = 7
G = 8
Ğ = 9
H = 10
I = 11
İ = 12
J = 13
K = 14
L = 15
M = 16
N = 17
O = 18
Ö = 19
P = 20
R = 21
S = 22
Ş = 23
T = 24
U = 25
Ü = 26
V = 27
Y = 28
Z = 29
———————————————

Z =29
E = 6
K =14
A = 1

ZEKA = 50% BAŞARI
———————————————

Ç = 4
A = 1
L =15
I =11
Ş =23
M =16
A = 1
K =14

ÇALIŞMAK = 85% BAŞARI
———————————————

D = 5
E = 6
N =17
E = 6
Y =28
İ =12
M =16

TECRÜBE = 90% BAŞARI
———————————————

Y =28
A = 1
L =15
A = 1
K =14
A = 1
L =15
I =11
K =14

YALAKALIK = 100% BAŞARI
———————————————

T =24
O =18
R =21
P =20
İ =12
L =15

TORPİL = 110% BAŞARI.
—————————————
Matematik asla yalan söylemez.

17/10/2024

DARON ACEMOĞLU…
(Nuri Çolakoğlu tarafından yollanmış olan bu yazıyı sanırım
İsmet Berkan kaleme almış.)

… Geri kalmışlığımızı net çözen Daron Ustayı özetlemiş.
Uzun ama okumaya deyecek ve Nobel nasıl kazanılır ı anlatan bir teşhis.. Mutlaka öneririm

Daron Acemoğlu ve arkadaşları insanlık tarihinin hangi önemli sırrını çözdüler de Nobel aldılar?
Haiti, sadece bir devletin değil Karayip denizindeki kocaman bir adanın da adı. Ama sanmayın ki bu adada sadece Haiti devleti var; adanın esas büyük bölümü adını Acun Ilıcalı ve onun Survivor yarışması nedeniyle de bildiğimiz Dominik Cumhuriyeti’ne ait.

Bu dev ada insanlığın sosyo-ekonomik ve siyasi tarihinin getirdiği önemli sorularından birinin son derece kristalize şekilde yaşandığı birkaç çarpıcı örnekten biri.

Soru şu: Üç aşağı beş yukarı benzer doğal kaynaklara ve insan kaynağına sahip ülkelerden biri zengin olup gelişirken diğeri neden aynı şeyi yapamıyor?

Daha genel de sorulabilir: Dünyadaki bütün ülkeler neden birbirlerine benzer hızda zenginleşip daha eşite yakın biçimde konumlanamıyor?

Sömürgeciliğin mirası
Bu genel sorunun bir cevabı var aslında. Dünyamızın özellikle sanayi devriminden sonraki sömürgecilik/kolonyalizm döneminde Batı ülkeleri Orta ve Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinin kaynaklarını sömürerek zengin oldu, sömürülen ülkeler ise geri kaldı.

Bu cevap çok doğru. Orada tartışma yok, çözülmeyi bekleyen bir sır da yok.

Peki kolonyalizm/sömürgecilik sonrası dönemde veya Osmanlı İmparatorluğu gibi hiçbir zaman sömürge olmamış ülkelerde neden gelişme farkları oldu?

Haiti’nin iki yarısındaki çarpıcı fark
Haiti adasına geri döneyim. Adanın ortasından bir sıradağ geçiyor; bu da doğal bir sınır oluşturuyor. Dağların Doğusu Dominik Cumhuriyeti, Batısı Haiti Cumhuriyeti.

Adanın bugün Haiti Cumhuriyeti olan bölümü Fransız sömürgesiydi, bugün burada hala yoğun olarak konuşulan dil Fransızca. Doğudaki Dominik Cumhuriyeti ise İngiliz sömürgesiydi, burada da İngilizce yaygın (İngiliz ve Fransızlardan önce adayı İspanya sömürgeleştirmişti, İspanyolca da yaygın olarak konuşuluyor).

Haiti 1700’lerin sonu 1800’lerin başında sömürgeci Fransa’ya karşı ayaklanan kölelerin devrimiyle bağımsızlığını kazandı. Adanın Doğu kısmındaki Dominik ise bağımsızlığını 1844’te elde etti.

Gördüğünüz gibi iki devlet de aslında sömürgeciliğe isyan sonucu oldukça erken dönemde sömürgecilerini kovmuş; egemenliklerini kullanır hale gelmişler.

Ama şimdi aradan geçen 200 yıla bakınca farklar çok belirgin: Haiti bir türlü işlemeyen demokrasisi, fakirliği, yolsuzlukları, insan hakları ihlalleri ve suç dünyasıyla meşhur. Buna karşılık Dominik Cumhuriyeti son 60 yıldır işleyen bir demokrasisi olan, Haiti ile kıyaslanamayacak kadar zengin, istikrarlı, barış içinde bir ülke. Haiti’de kişi başı gelir 3 bin doların biraz üstünde, Dominik Cumhuriyetinde ise 18 bin doları aşıyor.

Bu altı kat refah farkının sebebi nedir?

Japonya neden zengin oldu da Osmanlı fakir kalıp battı?
Daha dün sabah bu yılın Nobel Ekonomi Ödülünü aldığı açıklanan Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson’ın çok sevdiği örnek olan ABD-Meksika sınırındaki Nogales kasabasına bakalım.

Sınır bu kasabanın tam ortasından geçiyor. Sınırın ABD tarafı elbette zengin, refah içinde, ama kasabanın Meksika tarafı işte Meksika standardında. Oysa insanlar aynı. Farkı yaratan ne?

Benim çok sevdiğim örnek: Türkiye ile Suriye, Irak gibi komşumuz Arap ülkeleri. Yüzyıllarca aynı kültür ve dinin altında yaşayan bu coğrafyada 20. yüzyıldaki ayrışmanın ardından oluşan refah ve uygarlık farkına bakın. Türkiye’yi bu iki önemli Arap ülkesinden farklı yapan neydi?

Tersten bir örnek: Türkiye ile Japonya’yı kıyaslayın. İki imparatorluk neredeyse eş zamanlı denebilecek şekilde (Hatta Osmanlı, Japonya’dan çok önce) Batılılaşma reformlarına girişti. Ama Japonya’da reformlara başlandıktan birkaç on yıl sonra demir-çelik endüstrisi olan, borsası gelişmiş gerçek bir kapitalizm oluştu, üstüne emperyalist heveslere de girildi. Buna karşılık Osmanlı uzun çöküşünü ve yok oluşunu yaşamaya devam etti. Neden Japonya kapitalizme ve sanayi devrimine geçmeyi başardı da Osmanlı başaramadı?

Bu soruların cevaplarını artık bilimsel olarak biliyoruz
Bu verdiğim örnekler uzun on yıllardır tartışılan, sosyo-ekonomi ve siyaset bilimi disiplinindeki akademisyenlerin türlü çeşitli teorilerine konu olan büyük sorular.

Sosyal bilim, elbette fizik veya kimya gibi neden-sonuç ilişkileri son derece belirgin bir disiplin değil. O yüzden tartışmaya ve farklı teorilere her zaman yer var.

Ama işte, Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson’un son 12 yılda yaptıkları yayınlar temelde bu tartışmaları büyük ölçüde sonuca bağladı. Artık bu farklılıkların nedenini biliyoruz, ‘başarılı’ örneklerin neden başarılı olduğu hakkında elimizde bir bilimsel reçete bile var.

İşte Nobel temelde bu reçeteye verildi. On yılların tartışması, spekülasyonları, teorileri sona erdi Daron Acemoğlu ve arkadaşları sayesinde.

Daron Acemoğlu’nun anlattığı reçete
Daron Acemoğlu özellikle bu reçeteyi yıllardır yaptığı her konuşmada anlatıyor. Onun reçetesi öyle büyük ilgi görüyor ki, artık iki arkadaşıyla birlikte tamamen farklı bir alanı (teknolojik sıçramaların refaha etkisi, yeni teknoloji yapay zekanın yaşanacak etkisi vs) araştırmaya başlamış olsa bile onu konuşma yapmaya davet edenler bu eski konuyu merak etmeye de devam ediyor.

İşte daha geçen ay İstanbul’daydı, reçeteyi yeniden anlattı. Dün Nobel’i aldığını öğrendiğinde Atina’daydı, aynı konuda konferans veriyordu. Nobel haberi üzerine verdiği demeçler de o eski reçeteye ilişkin. Kimse ona yapay zekanın nasıl toplumsal eşitsizlik yaratma potansiyeli taşıdığını ve bunun çözüm yollarını sormuyor, oysa o konu da son derece önemli ve Acemoğlu ile arkadaşlarının katkısı da büyük.

Peki nedir bu reçete? Bu sabah Nobel ödülü haberini veren The Wall Street Journal gazetesinin haberinin ilk cümlesi konuyu güzel anlatıyor: ‘Neden bazı uluslar gelişip zenginleşirken diğerleri fakir kalıyor? Bu yılın Nobel ekonomi ödülü bu soruyu tek bir cümleye indirgiyor: Kurumlar önemlidir.’

Evet, kurumlar önemlidir. Özellikle kapitalizm çağında bir ulusun zenginleşmesi, refaha ermesi kolektif bir çabayla mümkün. Bu kolektif çabayı ortaya çıkarabilmek için birbirinden farklı fikirlere tahammül eden, bu fikirlerin getireceği yaratıcı katkıyı kullanmayı başaran ve o katkıyı pozitif bir çıktıya çeviren kurumlar lazım. O kurumlar o yüzden demokrasinin, özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün, adaletin doğru işlemesinin kurumları. Baktığınızda zengin ülkelerin neredeyse tamamının liberal demokrasiyle yönetilen ve hukukun üstünlüğüne dayalı ülkeler olması tesadüfi değil.

Demokrasi olmadan, otoriter kalkınan yok mu?
Ha günümüzde karşımıza çıkan otoriter kalkınma, otoriter kapitalizm örnekleri yok mu? Var elbette, en çarpıcısı 40 yıl önceye kadar Güney Kore’ydi, şimdi Çin mesela. Ama otoriter kapitalizm bir yere kadar. Kore’de otoriter yönetim zenginleşmeyi getirdi, zenginlik özgürlük özlemini besledi ve bu ülke nihayet işleyen bir demokrasiye sahip oldu. Ondan sonra zenginliğini birkaç kat daha arttırdı.

Çin şimdi zenginleşiyor ama bu zenginleşmeyi özgürlük taleplerinin izleyeceğini bildiği için bugünkü devlet başkanı aracılığıyla otoriterliğin dozunu arttırıyor.

Daron Acemoğlu da dün söylemiş zaten, otoriter kalkınma istikrarsız ve daha az yenilikçi.

Türkiye’nin durumu hiç parlak değil
Peki buradan Türkiye’ye düşen ders ne? Nobel’i kazananlardan biri Türkiye doğumlu, lise son sınıfa kadar burada eğitimini almış, İstanbul’la bağını hiç koparmamış biri olunca ister istemez bu soru soruluyor. Zaten sormasanız da Daron Acemoğlu’nun aklı hep doğduğu ülkede olduğu için Türkiye’yi de düşünüyor ve soruyu cevaplıyor aslında.

Türkiye özellikle son 10 yıldır daha çok otoriterleştiği, özgürlükleri kıstığı ve en vahimi liyakatsızlıkla kurumların altını oyduğu için çok da parlak durumda değil.

Osmanlı 1839’da Tanzimat Fermanı ile modernleşme, kapitalistleşme adımları atmak istemişti ama başaramadı. Çünkü yapması gerekenin kapitalizmi geliştirmek olduğunu anlamadı, devleti kurtarmayı hedefledi. Oysa ikisi aynı şeydi. O yüzden Batılı kurumları, en önemlisi de eğitim ve hukuku kuramadı. Oysa Japonya işe eğitim ve hukuk düzeninden başladı, şaşırtıcı derecede kısa bir dönemde feodal Samuraylar ülkesi olmaktan çıkıp modern kapitalizmi oluşturdu.

Cumhuriyetin kurumları liyakatsizlik kurbanı
Türkiye’de cumhuriyeti kuranlar Osmanlı’dan farklı olarak konuyu tam olarak kavramıştı. Kapitalizmi geliştirmeye odaklandılar, bunun için işe eğitim ve hukuktan başladılar. Onların kurduğu, sonraki nesillerin geliştirdiği kurumları bugün altüst etmekle meşgulüz.

Kısacası şu: Daron Acemoğlu bugün Türkiye’ye her ne yapıyorsak tersini yapmamızı tavsiye ediyor. Özgürlükleri arttırmayı, hukuk güvencesini sağlamayı, eğitim sistemini çağdaşlaştırmayı, işleyen bir piyasa kurmayı…

11/10/2024

🙏💐
70 yaş üstü üzerine;

Yaş almak mutlu eder insanı, oysa yaşlanma üzer.
Yaşlanma ile ilgili ne zaman bir makale okusam, hemen aklıma Aziz Nesin'in “Yetmiş yaşım merhaba” dediği yazısı aklıma gelir.
Oğlu Ali Nesin'e yazdığı bir mektubunda “yetmiş yaşına geldiğini, sorunlarının çoğaldığını, yaşamın güçlüklerini anlatırken” oğul Ali de mektuba cevaben şunları yazar.
"Sevgili babacığım, yetmiş yaşını kutluyorsun.
‘Yaş yetmiş iş bitmiş’ dediğin olay burada Amerika'da gayet olağan ve dolu dolu yaşanan bir yaş.
Hatta anlatacağım olayda olduğu gibi özlenen bir yaş bile olabiliyor.
Bizim şehrin (San Francisco) ağır ceza hakimi 90 yaşında ve hala büyük bir arzuyla çalışıyor.
İnsanlar onun çalışma azmine ve sağlam mantığına hayranlar.
Geçenlerde bir öğlen tatilinde hakim, sandviçini alıp dışarı çıkmış.
Arkadaşlarıyla beraber güneşten yararlanıp yürüyorlarmış.
Yanlarından bir kaç tane güzel bayan geçerken hanımlara imrenerek ve hafifçe de iç çekerek arkadaşlarına şöyle demiş;
"Ah ulan keşke şimdi yetmiş yaşında olsaydım."

İşte böyle babacığım, buralarda insanlar yaşamla ilgilerini ve heveslerini hiç kesmiyorlar".

*İhtiyarlık mı yoksa yaşlılık mı ?

-Dil, düşüncenin arka plânını yansıtır.
-Yani kullandığınız dil, sizin hangi dünya görüşüne dâhil olduğunuzu ele verir.
-Ya da felsefî arka plânınızı yansıtır.

-Her ne kadar günümüzde insanların önemli bir kısmı dilin önemini kavramadığı için rastgele konuşsa da,
Dil, düşüncenizin köklerini ele verir.
*
Biz, dilimizi ve ahlâkımızı bozmadan önce büyüklerimize “ihtiyar” derdik.
“İhtiyar” kelimesinin lügât anlamı “seçilmiş” demektir.

“seçilmiş ve uzunca bir süre hayatta kalmayı hak etmiş insan olmak” anlamına geliyordu..
“İhtiyarlık” güzel âdetlerin ve faydalı bilgilerin yeni nesillere taşınması görevini kapsıyor.

*Bu sebeple, toplum geleneğimizde ihtiyarlara büyük bir saygı gösteriliyor, onların hayır duâlarını almak için insanlar özel çaba harcıyorlardı.
*Herkes onlara gerekli saygıyı gösteriyor, bir müşkül ile karşılaştığında onlardan akıl alıyordu.
*Ortaya çıkan ihtilâflar ihtiyarların hakemliğinde çözülüyor, onların tecrübeleri sayesinde toplumda huzur, saygı ve sevgi hâkim oluyordu.

-İhtiyarlarımıza “yaşlı” demeye başladığımız günden bu yana, onlar hakkındaki algılarımız büyük bir değişime uğradı.

-Öncelikle onları kendilerinden faydalanılacak tecrübeli insanlar olarak görmekten vazgeçtik.
-Hattâ onları geçmişin köhne zihniyetinin taşıyıcıları olarak gördük.
-Asırları aşarak gelen saygı, yerini bir çeşit aymazlığa, daha sonra da antipatiye bıraktı.

-Oysaki dünyamızda bilge insanlar, “yaş almak” ile ilgili ne güzel düşünceler üretmişler.

*İyi olan beş eski şey vardır hayatımızda;
1.Bilge ve yaşlı insanlar.
2.Görüşmek için eski arkadaşlar.
3.İçilecek eski bir şarap.
4.Okunacak eski kitaplar.

*Emile A. Faguet:
“Güzel bir yaşlılığın sırrı yalnızlık ile yapılan onurlu bir anlaşmadan başka bir şey değildir.”

*Gabriel Garcia Marques:
“Yaşlanmak büyük bir dağa tırmanmak gibidir.
Tırmandıkça gücünüz azalır ama bakışlarınız daha özgür, vizyonunuz daha geniş ve dingin olur.

*Ingmar Bergman:
“Yaşamın ilk kırk yılı bize metni verir; sonraki otuz yılı da yorumudur.”

*Arthur Schopenhauer:
“Yaşlılar gençlere güvenmiyor, çünkü onlar da bir zamanlar gençti.”

*William Shakespeare:
“Gençler kuralları biliyor ama yaşlılar istisnaları da biliyor.”

*Oliver Wendell Holmes:
“Gençlikte öğreniriz, yaşlılıkta anlarız.”

*Marie von Ebner Eschenbach:
“İnsanın olgunluğu, çocuklukta oynadığımızın dinginliğe kavuşmasıdır.”

*Frederich Nietzsche:
“Yaşlı bir adam, genç bir adamın yaptığını belki yapamaz, ama daha iyisini yapar.”

*Çiçero:
“Konuşmayı öğrenmek iki yıl, susmayı öğrenmek ise altmış yıl alır.”

*Ernest Hemingway:
“En yaşlı ağaçlar, en tatlı meyveyi verir.”

*Alman atasözü:
“Ailenizde yaşlı bir adam yoksa mutlaka bir tane edinin.”

*Çin Atasözü:
“Yaşlılık, miras aldıklarımızı alır ve bize hak ettiğimizi verir.”

Sevgiyle ve sağlıkla kalın.
🙏💐

17/09/2024

Fıkra+++ (Çok güldüm)

Yaşlıca bir İtalyan, son derece ateşli genç bir bayana aşık olmuş, aşkının karşılığını da aynı şekilde almış. Birbirlerini çok sevmişler, birlikte olmaktan çok mutlu olmuşlar ve evlenmeye karar vermişler. Evlenmişler...Dışarıda olağanüstü giden işler, yatağa gelince sorun olmaya başlamış. Karısını çok seven, onu her anlamda ve her alanda mutlu etmeyi isteyen adam, yatakta bir türlü istediği sonucu alamıyormuş. Sevgileri onları çözüm arayışına itmiş. Bir gün konuşurlarken, "Papaza danışalım" fikri çıkmış ortaya. Gitmişler papaza durumlarını anlatmışlar, ne yapabileceklerini sormuşlar. Biraz düşünen papaz, karı kocaya ilginç bir öneri yapmış:
- Genç bir delikanlı bulun. Eline bir havlu verin, siz sevişirken, havluyu sağa sola sallasın hafif bir rüzgar yapsın.
Karı koca büyük heyacanla havlu sallayacak genci aramışlar, bulmuşlar. Vermişler gence havluyu, atmışlar kendilerine yatağa. Delikanlı havluyu sallamış, ama eşler yine uyumsuz, yine sonuçsuz. Gitmişler yine papazın yanına, papaz sorunun çözülmediğini öğrenmiş, düşünmüş taşınmış ve kocaya dönüp demiş ki:
- Siz şu delikanlı ile bir yer değişin, havluyu sen salla bakalım ne olacak?
Karı koca papazdan aldıkları son öneri ile evin yolunu tutmuşlar, koca almış eline havluyu sallamaya başlamış, genç adam da genç kadınla başlamış sevişmeye. Tabi sonuç müthiş. Kadın aylar süren susuzluğunu giderirken, bağırış çağırış ortalık inlemiş. Havlu sallayan koca iş bitince, yatakta yorgun yatan genç adama dönmüş ve küçümseyici bir tavırla bağırmış:
- Gördün mü koçum? Havlu böyle sallanır!.😁😂🤣

22/08/2024

JAPONLAR …

Ne Musevi,
Ne Hristiyan ,
Ne de Müslüman...
Ne peygamberleri,
Ne de kutsal kitapları var...
Belki de Tanrı Japonların bunlara ihtiyacı yok dedi ve onlara din göndermedi. Kim bilir.
Ama,
İnandıkları insanî değerler ile bütün dünyaya ders veriyorlar...

Demek ki insan olmak, başka bir şey...

JAPONLAR'DAN ÖĞRENİLMESİ GEREKEN 10 TEMEL İLKE :

1. AĞIRBAŞLILIK
Hiçbir dövünme ya da aşırı hareketlerle ıstırap ifade etme görüntüsü yok. Üzüntünün kendisi yüceltildi.
2. ONUR
Su ve yiyecek kuyruklarındaki disiplin. Hiçbir kaba söz ya da sert el kol hareketi yok. Sakinlikleri övgüye değer.
3. YETENEK
Örneğin, inanılmaz mimarlar. Binalar sallandı ama yıkılmadı.
4. ERDEM
İnsanlar sadece o anda gereksinimleri olanları aldılar. Başkaları da bir şeyler alabilsin diye.
5. DÜZEN
Hiçbir dükkân yağmalama yok. Yollarda korna çalmak, sollamak yok. Sadece anlayışlı tavırlar.
6. Özverili
Elli çalışan deniz suyu pompalamak için nükleer reaktörlerin içinde kaldı. Bunların yaptıklarının karşılığı nasıl ödenebilir?
7. DUYARLILIK
Lokantalar fiyatlarında indirim yaptı. Korunmayan bir bankamatiğe hiç kimse saldırmadı. Güçlüler zayıflara baktı.
8. EĞİTİM
Yaşlılar ve çocuklar dahil herkes ne yapacağını tam olarak biliyordu. Aynen de yaptılar.
9. MEDYA
Bültenlerde kendilerini mükemmel bir şekilde dizginlediler. Aptalca konuşan muhabirler/spikerler yoktu. Sadece sakin bir şekilde yapılan habercilik. En önemlisi de, durumdan faydalanarak kolay yoldan kendine pay çıkarmaya çalışan politikacılar yoktu.
10. VİCDAN
Bir mağazada elektrikler kesildiğinde, insanlar aldıkları şeyleri tekrar raflarına koydular ve sessiz bir şekilde çıktılar...
Ülkeleri dev bir afete uğramış durumdaki Japon vatandaşlarından dünyanın alacacağı dersler var

28/01/2024

Address

Vişne 2 Mh. 4. Cadde N1 Blok No:4 ZEKERİYAKÖY
Istanbul
34450

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when SEMİH ÖZKAN Gayrimenkul posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category