07/05/2021
Haber Kaynağı gönderileri
Utku Erişik
1s ·
BERLİNER TAMAM; PEKİ YA SONER?
Dün sağlık bakanının "Turistin görebileceği herkesi aşılayacağız." sözünü duyunca, "Önce aşı yaptıracak sen, sonra oraya gelecek ben!" düzeyinde algılanan anlayışa acı acı güldüm. Kara mizah, Türkiye'de hiçbir zaman konu sıkıntısı çekmedi; işin ilginç yanı, ancak kara mizahın kaldırabileceği "abartı", ülkede gerçeğin ta kendisi oldu. Kendi ülkesindeki "toplum sağlığı"ndan çok, kendi vatandaşı üzerinden turistin sağlığını düşünen bir sağlık bakanımız var; ama biz bizim ülkemizde "yabancı" olalı çok oldu zaten.
Ben bir başka açıdan bakacağım:
Turist, "yerli" de olabilir, "yabancı" da. Ben "yerli turist" olarak, Marmaris'te bir otelde günlüğü 100 TL'ye kalırken, İngiliz'in yalnızca 2 paunda kaldığını öğrenmiştim. 2 paund o zaman, 10 TL idi. Bunun nedenini sorduğumda, "Yurtdışındaki acentalar arasında rekabet olduğu için." yanıtını almıştım. "Lanet olsun, 2 paund versin de, belki restoranda iki bira içer, para kazanırım." diyen bir turizm anlayışıyla gelebileceğimiz en üst (!) düzeye yükseldik yıllar içinde.
Gelelim, Türkiye'de "yerli turist" olabilmenin bir başka boyutuna...
Nüfusunun yarısından fazlası açlık sınırının altında yaşayan ülkemizde, bırakın Antalya - Muğla - Aydın üçlüsünü hayatında bir kez görmeyi, ev - iş - komşu üçlüsünden hayatında bir kez çıkamayan milyonlar yaşıyor. Büyük bir kenti ilk kez üniversiteyi kazanınca gören milyonlarca gencimiz var. Bizim kendi insanından başka herkesi düşünen yöneticilerimiz ve yabancı görünce dibi düşen turizmcilerimiz, bu konuda ne düşünüyorlar, çok merak ediyorum.
Bu Antalya - Muğla - Aydın üçlüsünden dışarı çıkmanıza ve çok uzaklara gitmenize gerek yok; bu üçlünün kendi kent merkezlerinde ve köylerinde geçim derdinden inim inim inleyip denize ayağını sokamayan kaç insan var, biliyor musunuz? Siz, Türkiye'yi bu üçlüye gidebilen %5'ten ibaret mi sanıyorsunuz?
2010'da, dersane borcunu ödeyemeyen annesi hapse düşünce intihar eden Soner, nerede yaşıyordu? Fethiye'de... Fethiye'ye gelip Ölüdeniz'de yüzecek bir Alman için canını dişine takan p*s zihniyet, Fethiye'deki Soner gibi nice "ölü deniz" yarattı. Ama doğru, biri Berliner, diğeri Soner!... Annesi dersaneye olan borcundan dolayı hapse düşeceğinde "Annemi değil, beni götürün!" diye polislere yalvarırken Soner, siz Fethiye'de köpük banyosu yapacak turisti düşünüyordunuz; Soner'i nisan ayında gasilhanede yıkadınız, İngiliz'i de 2 paund için haziranda barda!
Deniz demişken şunu da ekleyeyim:
İstanbul'a göçeli 30 yıl, İzmir'e göçeli 40 yıl olmasına rağmen henüz denizi görmemiş olanları biliyorum. Yok, şaşırmayın, yalan da söylemiyorum: Bir belediye otobüsüne binip sahile inebilmesi için gereken tek şey, bilet parası değil. Sosyolojik olarak farklı tabakalar arasında Türkiye kadar sert geçişler olan ülke azdır; aynı tabaka içinde ise farklı sorunlar cenderesinde boğulan nice insanımız var.
Şu son bir yılda yaşananların sonucunda annesi, babası ya da her ikisi birden işsiz kalan nice gencimiz var; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden aldığı öğrenim bursunu ailesine "geçim parası" olarak vermek zorunda kalan gençler biliyorum.
Bu gençlerimizi olsun yazın bir otelde 15 gün ağırlayıp tüm masraflarını karşılamanın yollarını aramıyorlar; kahraman turizmcilerimizle bunun protokolleri yapılmıyor. Varsa yoksa, yabancı turist gelsin!
Geçtiğimiz hafta İngiliz turist Antalya Kaleiçi'nde kadın polisimizi göstererek erkek polisimize ne dedi?
"Beğendim, onu bana göndersene!"
Ne yaptılar? Bu adamı sınırdışı mı ettiler? Ben deseydim, hap*steydim; İngiliz dedi, şu an serbest!
Allah sizi kahretsin! Ucuzun da ucuzu zihniyetinizle alın bu İngiliz turist sizin başınızın tacı olsun; ben ülkemin tümünün Antalya'ya gelebilmesi için, Fethiye'deki Soner'imin intihar etmemesi için, Van'daki Hacer'imin de denize girebilmesi için çalışmaya devam edeceğim. Başarılabilir mi, bunda benim ne kadar katkım olur, bilmiyorum. En azından mezara onursuzca girmeyeceğim; dediğinize göre, siz bu yola kefeninizi giyip de çıkmış olabilirsiniz, ben mezara girdiğimde oradaki kefensiz yatanlara layık olayım yeter!
UTKU ERİŞİK
Tiyatro Sanatçısı / Yazar
Çözüm(leme) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
BERLİNER TAMAM; PEKİ YA SONER?
Dün sağlık bakanının "Turistin görebileceği herkesi aşılayacağız." sözünü duyunca, "Önce aşı yaptıracak sen, sonra oraya gelecek ben!" düzeyinde algılanan anlayışa acı acı güldüm. Kara mizah, Türkiye'de hiçbir zaman konu sıkıntısı çekmedi; işin ilginç yanı, ancak kara mizahın kaldırabileceği "abartı", ülkede gerçeğin ta kendisi oldu. Kendi ülkesindeki "toplum sağlığı"ndan çok, kendi vatandaşı üzerinden turistin sağlığını düşünen bir sağlık bakanımız var; ama biz bizim ülkemizde "yabancı" olalı çok oldu zaten.
Ben bir başka açıdan bakacağım:
Turist, "yerli" de olabilir, "yabancı" da. Ben "yerli turist" olarak, Marmaris'te bir otelde günlüğü 100 TL'ye kalırken, İngiliz'in yalnızca 2 paunda kaldığını öğrenmiştim. 2 paund o zaman, 10 TL idi. Bunun nedenini sorduğumda, "Yurtdışındaki acentalar arasında rekabet olduğu için." yanıtını almıştım. "Lanet olsun, 2 paund versin de, belki restoranda iki bira içer, para kazanırım." diyen bir turizm anlayışıyla gelebileceğimiz en üst (!) düzeye yükseldik yıllar içinde.
Gelelim, Türkiye'de "yerli turist" olabilmenin bir başka boyutuna...
Nüfusunun yarısından fazlası açlık sınırının altında yaşayan ülkemizde, bırakın Antalya - Muğla - Aydın üçlüsünü hayatında bir kez görmeyi, ev - iş - komşu üçlüsünden hayatında bir kez çıkamayan milyonlar yaşıyor. Büyük bir kenti ilk kez üniversiteyi kazanınca gören milyonlarca gencimiz var. Bizim kendi insanından başka herkesi düşünen yöneticilerimiz ve yabancı görünce dibi düşen turizmcilerimiz, bu konuda ne düşünüyorlar, çok merak ediyorum.
Bu Antalya - Muğla - Aydın üçlüsünden dışarı çıkmanıza ve çok uzaklara gitmenize gerek yok; bu üçlünün kendi kent merkezlerinde ve köylerinde geçim derdinden inim inim inleyip denize ayağını sokamayan kaç insan var, biliyor musunuz? Siz, Türkiye'yi bu üçlüye gidebilen %5'ten ibaret mi sanıyorsunuz?
2010'da, dersane borcunu ödeyemeyen annesi hapse düşünce intihar eden Soner, nerede yaşıyordu? Fethiye'de... Fethiye'ye gelip Ölüdeniz'de yüzecek bir Alman için canını dişine takan p*s zihniyet, Fethiye'deki Soner gibi nice "ölü deniz" yarattı. Ama doğru, biri Berliner, diğeri Soner!... Annesi dersaneye olan borcundan dolayı hapse düşeceğinde "Annemi değil, beni götürün!" diye polislere yalvarırken Soner, siz Fethiye'de köpük banyosu yapacak turisti düşünüyordunuz; Soner'i nisan ayında gasilhanede yıkadınız, İngiliz'i de 2 paund için haziranda barda!
Deniz demişken şunu da ekleyeyim:
İstanbul'a göçeli 30 yıl, İzmir'e göçeli 40 yıl olmasına rağmen henüz denizi görmemiş olanları biliyorum. Yok, şaşırmayın, yalan da söylemiyorum: Bir belediye otobüsüne binip sahile inebilmesi için gereken tek şey, bilet parası değil. Sosyolojik olarak farklı tabakalar arasında Türkiye kadar sert geçişler olan ülke azdır; aynı tabaka içinde ise farklı sorunlar cenderesinde boğulan nice insanımız var.
Şu son bir yılda yaşananların sonucunda annesi, babası ya da her ikisi birden işsiz kalan nice gencimiz var; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden aldığı öğrenim bursunu ailesine "geçim parası" olarak vermek zorunda kalan gençler biliyorum.
Bu gençlerimizi olsun yazın bir otelde 15 gün ağırlayıp tüm masraflarını karşılamanın yollarını aramıyorlar; kahraman turizmcilerimizle bunun protokolleri yapılmıyor. Varsa yoksa, yabancı turist gelsin!
Geçtiğimiz hafta İngiliz turist Antalya Kaleiçi'nde kadın polisimizi göstererek erkek polisimize ne dedi?
"Beğendim, onu bana göndersene!"
Ne yaptılar? Bu adamı sınırdışı mı ettiler? Ben deseydim, hap*steydim; İngiliz dedi, şu an serbest!
Allah sizi kahretsin! Ucuzun da ucuzu zihniyetinizle alın bu İngiliz turist sizin başınızın tacı olsun; ben ülkemin tümünün Antalya'ya gelebilmesi için, Fethiye'deki Soner'imin intihar etmemesi için, Van'daki Hacer'imin de denize girebilmesi için çalışmaya devam edeceğim. Başarılabilir mi, bunda benim ne kadar katkım olur, bilmiyorum. En azından mezara onursuzca girmeyeceğim; dediğinize göre, siz bu yola kefeninizi giyip de çıkmış olabilirsiniz, ben mezara girdiğimde oradaki kefensiz yatanlara layık olayım yeter!
UTKU ERİŞİK
Tiyatro Sanatçısı / Yazar
Çözüm(leme) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni