26/05/2026
BİR KARTVİZİT, BİR DOSYA VE 40 YILLIK BİR EKOLÜN HİKAYESİ
Geçen ay, Ürdün kökenli ama Türk vatandaşlığına geçmiş yabancı bir misafirimize, bir başka meslektaşımız aracılığıyla bir daire satmıştım. Aramızdaki aracılık sözleşmesine istinaden, kendisine mülkle ilgili evrakları temiz bir dosya içinde teslim etmiş, üzerine de her zaman yaptığım gibi kurumsal kartvizitimi yapıştırmıştım. "Her şey dijitalleşti" diyenlerin aksine, o dosyanın ve o küçük kartvizitin bugün nelere mal olduğunu, nasıl bir iyiliğe kapı araladığını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Daire satıldıktan sonra, yeni malik meslektaşım aracılığıyla benden evin elektrik, su ve doğalgaz faturası olup olmadığını sordu. Ben de hemen sayaçların fotoğraflarını çekip kendilerine yönlendirdim. Hatta daha önce DASK işlemlerini de üstlenip, ücretini cebimden ödemiş, sonra kendisinden tahsil etmiştim. Yani mülk satılsa da takibini bırakmamıştım.
Bugün, tam da bayram arefesinde, evde huzurla kahvaltı yapmayı planlarken telefonum çaldı. Arayan 216’lı sabit bir numaraydı; İSKİ... Telefondaki memur hanım, yanlarında Hamit Bey (yeni malikimiz) adında birinin olduğunu, bacağından rahatsız olduğu halde su sorunu için 5. kez İSKİ’ye gelmek zorunda kaldığını söyledi. Sözleşmeye istinaden suyunun akmadığından şikayetçiydi. İSKİ’deki görevliler, dışarıdaki vanayı açamadıklarını, çünkü evde yaşayan olup olmadığını bilmediklerini, Hamit Bey’le de bir türlü iletişim kuramadıklarını belirttiler.
"Lütfen Hamit Bey’i telefona verin" dedim.
1981-1982 yıllarında Yalova Turban Tesisleri’nde aldığım o 1 yıllık yatılı turizm eğitiminden kalan, hafızamdaki o canlı İngilizceyle konuşmaya başladık. Telefon ekranlarına, çeviri programlarına (translate) sığınmadan, tamamen pratik ve insani bir frekanstan anlaştık. Hamit Bey derdini anlattı. İSKİ’deki memura, "Lütfen Hamit Bey’i bırakmayın, beni 1 saat beklesin, geliyorum" dedim.
Hemen arabama atlayıp kuruma gittim. İSKİ’deki hanımefendiye ilgisi için teşekkür ettikten sonra Hamit Bey’i arabama aldım. Yolda yarım yamalak ama son derece samimi bir sohbete tutuştuk. Ona espriyle "Benim İngilizcem çok az, iyi değil" dediğimde, gülerek "Senin İngilizcen benim Türkçe'mden daha iyi!" dedi. Kaç dil bildiğini sorduğumda; Arapça, İngilizce ve biraz Almanca bildiğini, hatta Irak Kürdistanı bölgesinde 7 yıl kaldığını ama öğrenmek için hiç beynini yormadığını anlattı.
İşte o kadar dil bilen bu beyefendi, iletişim kopukluğundan dolayı resmi bir kurumda sıkışıp kalmıştı. Arabadaki sohbetimizde ona neden şimdiye kadar beni aramadığını sordum. Kendi emlak danışmanını defalarca aradığını ama o kişinin "Çok meşgulüm" diyerek mesajlara bile dönmediğini söyledi.
Eve vardığımızda Hamit Bey'den içerideki musluğu açmasını istedim. Ben de gidip evin dışarıdaki ana vanasını açtım; ve bir de baktık ki su gürül gürül gelmeye başladı! Meğer vatandaş ana vananın yerini bilmiyormuş, sorun tamamen bundan ibaretmiş. Kontrol ettiğimizde sular sifonlarına kadar akar vaziyette, sapasağlamdı. Hamit Bey’in gözlerindeki o memnuniyet ve rahatlama her şeye değerdi. Sorunu çözdükten sonra İSKİ santralini tekrar arayıp, memur hanıma teşekkürümüzü ilettik ve sahaya yönlendirilecek olan ekipleri geri çekebileceklerini bildirdik.
Bu Hikayeden Çıkardığım Mesleki ve İnsani Dersler:
"Sat-Kaç" Emlakçılığı Sektörü Bitiriyor: Parayı alıp müşteriye arkasını dönen, telefonları açmayan zihniyet bu mesleğin itibarını zedeliyor. Ben mülkü doğrudan satmadım, sadece aracıydım; ama meslek etiğim gereği işin arkasında durdum. Eğer bugün borularda bir tıkanıklık olsaydı, cebimden tesisatçı çağırıp yine o problemi çözecektim.
Fiziki Dosya ve Kartvizit Hayat Kurtarır: İSKİ’deki memurun aklına beni aramak, Hamit Bey’in elindeki o dosyada gördüğü isim ve kartvizit sayesinde geldi. Kurumsallık ve düzen asla eskimez.
Turizm Ekolü ve İnsan Odaklılık: Yıllar önce Yalova Turban’da aldığım o "misafir ağırlama" disiplini, aradan 40 yıl geçse de bugün refleks olarak hayat kurtarmaya devam ediyor. Ana vanayı açıp sorunu saniyeler içinde çözmek, işte o saha tecrübesinin ve pratikliğin getirisidir.
Bugün ofisime, bayram arefesinde bacağından rahatsız yabancı bir misafirimizin duasını almış olmanın ve bir sorunu çözmenin verdiği o huzurla geçtim. Müşteriye teslim edilen bir dosyanın, bir kartvizitin ve her şeyden önemlisi "insana verilen değerin" bugünkü hikayemi yazdırdığını söylemek isterim.
Herkese şimdiden hayırlı, huzurlu bayramlar dilerim.
Seyfettin Şenel