23/10/2026
Paris’in turistler ve sarı yelekliler tarafından istila edilmesine benzer biçimde, sanat ve tasarım da birer “tüketim” aracına dönüştürülerek istila altında…
Bir hafta arayla gezdiğim Venedik Sanat Bienali’nde ve ardından Paris’teki Art Basel ile Design Miami çok iyi işler vardı. Ama eserler kadar, onların etrafında kurulan pazarı da izliyorsunuz. Müzelerde camların ardında, kalabalıkların arasından görebildiğiniz eserlere burada yalnızca bir adım ve limitsiz bir kredi kartı uzaklığındasınız. Calder, Magritte ve Giacometti’yi aynı karede görmek bile mümkün.
Ben bir sanat eleştirmeni değilim ve bu söylediklerim eserlerin niteliğine dair bir yargı değil. Daha çok, bir izleyici olarak hissettiğim huzursuzluk: Sanatla karşılaşmanın heyecanı, ona sahip olma arzusuyla iç içe geçiyor. Bunca iyi işin arasında kendimi eserlerden çok fiyatları, koleksiyonerleri ve satışları düşünürken buluyorum. Sanırım beni asıl rahatsız eden de bu.
Yine de bütün bunlar, gördüğüm işlerin bende bıraktığı heyecanı azaltmıyor. Biraz da Paris’in kendisi gibi: Kalabalığından, turistlerinden şikâyet ederken bir köşeyi dönüyor ve güzelliğine yeniden kapılıyorsunuz.
Bütün bu kapalı sokaklar, caddeler ve kapanan vitrinler arasından Sevil Dolmacı Gallery nin , İstanbul ve Dubai’den sonra Paris’te açtığı galeriye de uğradım. Oldukça etkileyici bir mekân. Sevil’in heyecanını kendi ağzından dinlemek, o heyecana ortak olmak da çok keyifliydi. Paris’te attığı bu adımı görmek gurur verici; yolu açık olsun.
Bu seyahati güzel sohbetleri ve dostluklarıyla daha da özel kılan arzu goknar perret 🌟🌟🌟 ve Asli Goknar çok teşekkürler. Paris güzeldi, sizinle gezerken daha da güzel..